Mehmet Pehlivan

1947’de Kozan’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini de orada tamamladı. Daha ilkokulda iken resim yapmaya ve güzel yazı yazmaya meraklıydı. Tatil dönemlerinde lise son sınıfa kadar babasının fırınında çalıştı. O sene çok ilgi duyduğu tabelacılığı öğrenmek için Adana’da bir tabelacının yanına girdi. Bu süre içerisinde tabelacılığın temel bilgilerini ve kullanılan malzemeleri öğrendi. Tabelacılığa âşık olacak kadar tutkundu. 1,5-2 ay gibi kısa bir sürede tabelacılığın genel mantığını kavradı. İyi bir tabelacı olmak için hem kabiliyetli, hem de bu işi çok sevmek gerektiğini anlamıştı. Yeteneğine sevgisini katan bir tabelacı, bir de çalışkansa, engeller büyük ölçüde aşılmış olur ona göre. O zamanlar tabelacılar pek çok işi kendileri yaparlardı. Haliyle tabelacı hem marangoz, hem boyacı, hem demirci, elektrikçi veya tasarımcıydı. Yani çok yönlü ustalardı. Tabii bunların yanında fedakâr olmak da bir o kadar önemliydi.

Okullar açıldığında Kozan’a döndü ve ilk işi ağabeylerine bir tabela yapmak oldu. Bu iş, tabelacılıkta önünü açtı. O yıl hem okudu, hem de okul parasını kazandı.

Resim Öğretmeni Selim Bey, İstanbul’daki DGSA (Devlet Güzel Sanatlar Akademisi) sınavlarına girmesini tavsiye etti. O da, liseden mezun olur olmaz İstanbul’un yolunu tuttu. Parası yoktu ama bir mesleği vardı. Bu durum ona inanılmaz bir cesaret veriyordu. Şehzadebaşı’nda hemen bir tabelacı yanında çalışmaya başladı. Bu arada DGSA sınavlarına da girdi, ama hiçbir hazırlığı olmadığı için kazanamadı.

Bu arada, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni kazandığını öğrendi. (O yıllarda DGSA sınavları merkezi sistemden ayrı yapılıyordu.) Oraya kayıt oldu.

İstanbul’da geçen dört yıl, ona bir üniversite diploması kazandırmıştı. Ama, ailesinden yeteri kadar destek alamayan gencecik bir insanın, her kararı kendisinin verip, ayakları üzerinde dimdik durmayı başarması, üniversiteden daha önemli olan “Hayat Üniversitesi gibi büyük bir deneyim ve özgüven kazandırmıştı. Bunun faydalarını tüm yaşamı boyunca hissedecekti.

Üniversite bitince Kozan’a döndü. Bir süre Kozan Lisesi’nde ücretli olarak resim derslerine girdi. Maddi yönden tatmin olmayınca, Kadirli’de tabela atölyesi açtı. Bu onun ilk atölyesiydi,  ama çok sürmedi. Üç ay sonra askerlik nedeniyle kapamak zorunda kaldı. Altı ay Tuzla Piyade Okulu, akabinde bir yıllık Hakkâri macerası başladı.

Coğrafyacı olduğu için, yurdun bu ücra köşesinde görev yapmayı bir şans olarak gördü. O yöreyi, insanları ve doğası ile birlikte tanıma fırsatı buldu. Çeşitli olayları fiilen yaşamak, hayat tecrübesinin artmasına büyük katkı yaptı.

Doğayı sevmesi, fotoğraf çekmek ve anılarını yazmak gibi hobilerinin olması; sporcu bir beden ve ruh yapısına sahip oluşu, askerliğinin çok keyifli geçmesini sağlıyordu.

Askerlik dönüşünden bir süre sonra Artvin’e öğretmen olarak atandı. Eşi Tülay Hanım ile Adana’da evlendi, Bir hafta sonra da, dört yıl görev yapacağı Artvin / Borçka / Damar’a doğru yola çıktılar.

Orada da boş durmadı, öğretmenliğin yanında tabelacılığa da yoğun biçimde devam etti. Esnafın ve “Karadeniz Bakır İşletmeleri’nin” aralıksız olarak işlerini yaptı.

25 yıllık öğretmenlik hayatındaki en güzel yıllarını burada yaşadılar. Umut Tolga ve Okşan burada doğdu.

Oradan da Antalya / Kaş / Kalkan’a okul müdürü olarak tayin oldu. İki yıl Kalkan’da, sonra da Isparta’da iki yıl görev yaptıktan sonra Adana’ya döndüler.

Adana’da bir yandan öğretmenliğe devam ederken, diğer yandan az da olsa tabela işi yapıyordu. Ama yeteri kadar kendini tanıtamıyordu. Birkaç ay sonra, Mart 1978’de Pehlivan Reklam Tabela Atölyesini, babasının adına açtı ve fiili olarak iki işi birden yürütmeye başladı.

Tanınmasının daha kolay olacağı düşüncesiyle, atölyesine “Pehlivan Reklam” adını koymuştu.

Başlangıçta tabelacılık, ardından da serigrafi devreye girdi. Yıllar geçti ve Pehlivan reklam sadece Adana’da değil, bölge ve ülkenin pek çok yerinde tanınan şirketlerden biri oldu. Bugün de Pehlivan Reklam, sahip olduğu makine parkı ve uzman kadrosuyla reklamcılığın yanında pek çok işyerinin çözüm ortağı olarak hizmetlerine devam etmektedir.

Bir zamanlar en değerli üretim araç ve gereci olan fırça, gönye, pergel, şablon kâğıdı (yağlı kağıt) 250 gramlık sentetik boyalar, 30 x 50’lik ahşap dilme, 0,50 sac vs. tarihe gömülürken, yeni bir atölye açmanın mantığı da tamamen değişti. Eskiden fazla sermaye gerektirmeyen bu aletlerle en büyük işler bile yapılabilirken, temel sermaye ustanın kabiliyet ve becerisi idi.

Bugünse, ciddi bir sermaye gerekli olduğu gibi, işi temelden bilmeyen biri bile sermayesi varsa, ekip çalıştırarak bu işi yapabilmekte.

Kendisi de Pehlivan Reklam’ı küçük bir borçla (dükkân kirası) 24 metrekarelik bir dükkânda açtı. Yani sıfır sermaye denilse yalan olmaz.

İş hayatında biraz başarılı olabilmişse, bunda girişimcilik ruhu kadar, kişisel özelliklerinin de payı olduğuna inanıyor. Neydi onlar? Öncelikle işi sevmek, her anlamda dürüstlük, çalışkanlık, fedakârlık, çağdaş düşünme yeteneği ve iyi bir gözlemci olmak.

On altı yıl fiilen çok sevdiği iki işi birlikte icra etti. Reklamcılıktaki işleri sürekli büyüse de, öğretmenlikten bir türlü kopamadı. Eşi de öğretmen olduğu için yıllarca evde hep öğrencilerini konuştular ve bundan da inanılmaz keyif aldılar.

Pehlivan Reklam’ın ilk yıllarında önce yeğeni Faruk Demir, daha sonraki yıllarda da Fahri Pelit bu aileye katıldılar.

1995 yılında öğretmenlikten emekli oldu. Bu yıl 50’nci yılını yaşadığı reklamcılık hayatı aynı heyecan ve tutkuyla Adana’daki işyerinde devam ediyor.

1995 yılında şirketleştiler. Bu birliktelik şirketin gelişimine çok büyük bir katkı yaptı. Özellikle Adana depreminde binaları büyük hasar gördü. Ama bu güç birliği ayakta kalmalarını sağladı. Burada da işin özü paylaşmaktı.

Mehmet Pehlivan, sivil toplum kuruluşlarının kişi, şirket ve ülke kalkınmasına katkısının büyük olduğuna inanan bir anlayışla işine devam ediyor. Bu düşünceyle birçok sivil toplum örgütünde görev aldı, görev almaya devam ediyor.

TEMA, AFAD (Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği), ADSİAD (Adana Sanayici ve İş Adamları Derneği), İŞGEM (İş Geliştirme Merkezi)  ile ARED (Açıkhava Reklamcıları Derneği) üyesi olan Mehmet Pehlivan, bu derneklerin farklı dönemlerinde yönetim kadrosunda bulunmuş ve bazılarında bu göreve devam etmektedir.

Bugün ARED’in kurucu üyesi olmaktan ve üç dönem yönetimde görev almanın gururunu yaşamaktadır. ARED ailesinin bir ferdi olduktan sonra yurdun pek çok yerindeki meslektaşlarıyla kurmuş olduğu sağlam dostluklar, ona göre sahip olduğu en büyük zenginliktir.

 

 

Bu yazıyı paylaş: