AB SÜRECİNDE AÇIKHAVA REKLAMCILIĞI

Avrupa birliği ile beraber çok sık duyduğumuz birkaç sözcük var. Birincisi AB ile tam üyeliğe hazırlık çalışmalarında yürütülecek görüşmeler için kullanılan MÜZAKERE sözcüğü, ikincisi de AB üyeleri tarafından hazırlanmış aday ülkelerin önüne kabul edilmek üzere konulan AB MÜKTESEBATI’ dır.

Hani zaman zaman siyasilerin karşılıklı restleştiği, toplantıya gitmedikleri veya toplantıyı terk ettikleri olayların, medyada büyük puntolarla verildiği, borsanın gidip geldiği olaylar. İşte bütün fırtına bu AB Müktesebatından çıkıyor. Çünkü AB bunu aday ülkelerin önüne koyarken, aday ülkelere bunda pazarlık yapma şansını vermiyor. Aday ülkelerin bu müktesebatın özünü kabul etmesini istiyor.

Bunun için de aday ülkenin mevzuatları taranıyor, AB müktesebatına uymayanlar tespit ediliyor. Bunlara da Müzakere başlıkları deniyor. Sonra her başlık komisyonlar tarafından ele alınarak AB müktesebatına uyumu değerlendiriliyor.

Hatta bu müktesebata uyum için, aday ülkelerin sivil toplum örgütleri bir proje ile gelirlerse karşılıksız para veriyor. AB’nin Türkiye’de 1995 yılından beri fonlarından proje karşılığında, çeşitli örgütlere karşılıksız milyarlarca Avro dağıttığını basından biliyoruz.

TBMM AB komisyonu, Türkiye’nin AB’ye katılım sürecine ilişkin gelişmeleri izlemek ve müzakere etmekle görevlidir. Ayrıca bu süreçte TBMM’sine sunulan yasa tasarısı ve tekliflerin AB müktesebatına uyup, uymadığını incelemekte gerekirse ihtisas komisyonlarına havale etmektedir. Bu komisyonun kurulduğundan beri çok hızlı çalıştığını, kısa sürede yasalarımızı AB’nin istediği şekilde uyarladığını gördük. Hızlı değişen bu yasaların toplumumuzun ihtiyaçlarını ne kadar karşılayacağı da zamanla uygulamada görülecektir.

Ülkemizin tüm mevzuat ve uygulamaları Avrupa komisyonu tarafından ayrıntılı olarak incelenmektedir. Türkiye ile Avrupa komisyonu ve üyeleri arasında çok çetin müzakereler geçiyor.

Müzakere başlıklarının her birinde, içte ve dışta fırtınaların çokça yaşanacağını son günlerdeki olaylardan rahatlıkla tahmin edebiliyoruz… Ülke olarak ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalınacaktır. Çünkü bu AB müktesebatı içeriğinin bize uygulanması politikasıdır. Bu politika gereği ara sıra rest çekmeler ülke olarak bizim gururumuz ve onurumuzu tatmin edecek ve bu yıllarca gündemimizde iç politika unsuru olacaktır.

Bu müzakere başlıklarının incelenmesi sürecinde sektörümüzün çözmesi gereken sorunları bulunmaktadır.

Bunun için önce bugünlere bu sektörün nasıl geldiğine bakmamız gerekiyor.
Açıkhava reklamcılığının tarihsel gelişimini bir tarafa bırakırsak, Türkiye’de reklam amaçlı ilk ürünler fırça ile yazılan tabelalar olmuştur. Tabelacının fırçası her geçen gün gelişen ürün yelpazesi içinde cam tahta, saç, bez, pleksiglas v.s. üzerinde çalışırken bir anda tabelalar talep üzerine içten ışıklı olarak üretilmeye başlanmıştır. Sektörde usta-çırak ilişkisi bu arada şekillenmiştir. Bunlardan nitelikli olanların teknolojiyi ve meslekteki gelişmeleri takip ederek, uygulayanların başarılı olduklarını bugün şirketlerinin konumlarıyla görmekteyiz…

Yetmişli yıllarda Coca-Cola ve Pepsi-Cola gibi meşrubat firmalarının satış noktalarına yaptırdıkları tabela ve ışıklı pano uygulamaları ile yeni reklam ürünleri uygulamaları bu dönemde hızla yayıldı. Seksenli yıllarda bira firmaları, beyaz eşya satış noktaları ile özel banka kurumsal kimlik uygulamaları birbirini takip edince pazar birden büyüdü. Pazarın talebini karşılamak için, kendini yeterli deneyime sahip hisseden herkes Açıkhava reklamcılığına yatırım yaptı. Hızla her yerde işletmeler denetimsiz olarak açıldı. Doksanlı yıllardan başlayarak, büyük kentlere giren uluslararası outdoor şirketlerinin ürünlerinin yayılması Türkiye’de Açıkhava reklamcılığının Avrupai tarzda fark edilmesini sağladı.

Açıkhava reklamcılığında bu gün yaşanan sorunların başlangıcı işte, o günlere dayanmaktadır. Açıkhavanın kontrolsüz büyümesine seyirci kalınmıştır… Bu gün o yıllarda planlanamayan, kayıt dışı ve sektörsel denetim eksikliği, reklam ürünlerine bir standart getirilememiş olması hala önümüzde büyük bir sorun olarak durmaktadır. Üretimin hala bugün kalite odaklı olmayıp, fiyat odaklı olarak algılanması, ustalardan en büyük kazanım olan etik değerlerimiz pazardaki talebin kurbanı oldu. Bu yanlış uygulamaların günümüze kadar gelmesi ve reklam ürünlerimizin görsel kirlilik oluşturduğu yakıştırması ve bunun için yapılan bilinçsiz uygulamalar sektörü sıkıntıya sokmaya devam etmektedir..

Bugün ülkemizde dünyadaki Açıkhava reklam uygulamalarına örnek olacak, çok güzel uygulamalar bulunmaktadır. Örnek verecek olursak otobüs duraklarındaki reklamlar, raketler, billboardlar, totemler, dijital ekranlar, araç ve duvar giydirme uygulamaları, akaryakıt istasyonları, bankalar ve beyaz eşya satan firmaların kurumsal kimlik uygulamaları gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Bunları üreten firmalar bu gün yapısal değişimi zamanında gerçekleştirerek Avrupa’ya entegrasyonunu tamamlamış, dünya pazarına açılmış, hatta dışta ve içte ortaklıklar kurmuş firmalarımızdır.

AB sürecinde Açık hava reklamcılığının ülkemizdeki durumuna göz attıktan sonra, ARED sektörün sorunlarının tespiti ve çözümü için bir çok ilde sektör toplantıları düzenledi. Bu söyleşi ve bölgesel genel toplantılarda yaptığımız değerlendirmelerde, sektörümüzün AB uyum süreci içinde öncelikle aşağıdaki sorunları çözüme ulaştırmalıdır.

1-Sektörümüzü düzenleyecek bir yasamız yoktur. Yaptırım gücümüz olmadığı için, yeterlilik belgesi aranmadığından herkes Açıkhava reklam firması açabilmektedir. Sektöre girenler denetlenememektedir. Yasamız olmadığı için her belediye kendine göre sektörle ilgili mevzuat geliştirmektedir. Bunlar ülke çapında bir karmaşanın yaşanmasına neden olmaktadır.

2-Çıkarılacak yönetmelik ve mevzuatımızı uygulayacak, karmaşayı önleyecek, sektörün temsilcilerinin de içinde bulunduğu, bağımsız bir üst kurul her ilde oluşturulmalıdır.

3-Açıkhava reklam üreticileri uzmanlığa dayalı kurumlaşmak için mesleki sorumluluk taşıyarak hızla bu çalışmaları başlatmak zorundadır. Sektörden kazanç elde eden herkes bu sorumluluktan kaçmamalıdır…
”Kurumlaşma, bir kurumun dışa yansıyan her türlü üretiminde aynı kalitede üretimi ve hizmeti vermesini sağlayan bir yapılanma çalışmasıdır.”(Stephen r.Covey)

4-Ayıplı mal ve hizmet üretenler mutlaka denetlenebilmeli ve yaptırımı olmalıdır. Mesleki saygınlığımızı ve onurumuzu sorumluluk bilinci ile korumalıyız.

5-Sektörün ihtiyacı olan yetişmiş insan gücü, mesleki ve teknik eğitimle sağlanmalıdır. Sektörde eğitim almış yeni nesil, dünya çapında yeni şirketleri ortaya çıkaracaktır. Bu amaçla 2006-2007 öğretim yılında ARED’in işbirliği ile Ege Üniversitesi Meslek Yüksek Okulunda AÇIKHAVA REKLAM ÜRÜNLERİ ve SERİGRAFİ baskı ile ilgili sektöre teknisyen yetiştirecek okul açılacaktır. Bunlar diğer illerde de açılmalıdır.

6-Teknolojideki gelişmelerin sektörü olumlu etkileyebilmesi için sektörel fuarlar takip edilerek araştırmalar yapılmalı kaynaklar iyi değerlendirilmelidir. Doğru teknolojik yatırımların yapılması ve işletmelerin kendilerini geliştirerek, verimliliklerini artırmaları gerekmektedir. Bunun için uluslararası sektörel derneklerin ülkemizdeki sektörel fuarlara desteği mutlaka sağlanmalı hatta işbirliği yapılmalıdır.

7-Bilgi teknolojisinin dünyadaki hızını mutlaka sektör olarak yakalamalı ve bunu şirketimiz için iyi kullanmalıyız. Her kurumun internet adresi ve sayfası olmalıdır.

8-Reklam kampanyalarına destek amacıyla kullanılmakta olan Açıkhava mecrası ölçümlenmelidir. Ölçümleme için sektörün içinde olan sivil toplum kuruluşları, kurum ve yayın kuruluşları işbirliğine gitmeli, gerekli bütçe sağlanmalıdır. Bu başarıldığı zaman reklam bütçelerinden hak ettiği payı ana mecra olarak sektör fazlasıyla alacaktır.

9- Sektörün sivil toplum örgütü ARED benimsenmeli ve benzer dernekler desteklenmelidir. Açıkhava reklamcılarının bilinçlendirilmesi ve mesleki standartların oluşturulması, saygın bir sektör olmak için çaba harcamak ARED üyelerinin misyonudur. ARED’in üye olduğu ISA (Uluslararası Tabelacılar Federasyonu), EVL (Avrupa Tabela Üreticileri Federasyonu), FESPA (Avrupa Serigrafi Dernekleri Federasyonu) gibi uluslararası işbirlikleri Avrupa Birliği’ne uyum konusunda gerekli alt yapıyı oluşturmaya başladığından, sektörün derneğimiz çatısı altında toplanması sektöre katkı koyacaktır.

Sonuçta, AB ile önümüzde on-onbeş yıl kadar sürmesi beklenen bu süreçte;

-Ülke insanı olarak kendimizi ve işletmelerimizi mukayese etme fırsatı bulacağız. Eksiklerimizi görecek, değişime ayak uydurmak zorunda olduğumuzu hissedecek, dünya ile uyum için çaba harcayacağız.

-İnsan olarak hepimiz hızlı bir değişim geçireceğiz, toplum ve çevre bilincimiz oluşacak. Her konumda kaliteli yaşam standartlarını arayan kent bilinci gelişmiş toplumun bireyleri olacağımıza inanıyorum.

Birol FEDAİ / Outdoor & Sign – Ocak 2006
ARED Yönetim Kurulu Üyesi
bfedai@sistemprint.com

Bu yazıyı paylaş:

Yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir